İca Taşları

Kullanıcı Oyu: 3 / 5

Star ActiveStar ActiveStar ActiveStar InactiveStar Inactive
 

Kamboçya'nın balta girmemiş ormanlarındaki Ta Prohm tapınağındaki dinozor tasvirini geride bırakıp bu kez yine dinozor tasvirlerinin peşinden Peru'ya gidelim.

 11.yüzyılda Güney Amerika'nın batı kıyısındaki And Dağlarında Cusco şehri civarında Manco Capac tarafından kurulan Cuzco Krallığı zamanla büyüyerek 1438 yılında Pachacutec tarafından kurulan ve Kolomb öncesi Amerika kıtasının en büyük imparatorluğu olan İnka İmparatorluğuna dönüşmüştür. Dünyanın en görkemli imparatorluklarından biri olan İnka imparatorluğu 1532 yılında  Francisco Pizarro önderliğindeki İspanyol işgalciler İnka bölgesini ele geçirinceye kadar tarihteki önemli rolünü oynamıştır.1572 yılında Vilcabamba'daki son İnka direnişinin de İspanyollar tarafından kırılması ile İnka medeniyeti bitmiştir.

 


İspanyol kaşifler işgal ettikleri bu topraklarda birçok değerli hazinenin yanısıra 1535 yılında üzerinde çok ayrıntılı ve güzel resimlerin bulunduğu bazı taşlar da ele geçirdiler. Pizzarro'nun yanındaki cizvit papaz Simon tarafından sınıflanan bu taşlardan bazıları 1562 yılında İspanya'ya gönderildi.

Aradan yıllar geçtikten sonra Peru'da İca vadisinde Basilio Uschuya adındaki bir çiftçi meşhur Nasca çizgilerinin yakınındaki bir mağarada bulduğunu ve antik olduğunu iddia ettiği üzerinde birtakım çizimler bulunan çeşitli boyutlardaki taşları turistlere satmaya başladı. Zamanla taşlara olan ilgi arttı ve Peru hükümeti de tarihi eserlerin yağmalanmasına göz yummayarak çiftçiyi tutukladı. Bunun üzerine çiftçi Basilio Uschuya andezid taşlar üzerine gravürleri kendisinin oyduğunu, aslında onların tarihi eser olmadığını "itiraf ederek" uzun yıllar hapiste yatmasını önleyecek bir çözüm buldu.

 

İşin ilginç yanı 19 ve 20. yüzyılın başlarında İca vadisinde birçok bilim adamı tarafından İnka Medeniyetinin kalıntılarını ortaya çıkarmak için kazılar yapılmış, bu kazıların hiçbirinde üzerinde oyma resimler olan andazid taşlara rastlanmamıştı. Ancak bilim adamlarının bulamadığını her nasılsa mezar soyguncuları bularak koleksiyonculara ve turistlere satmaktaydı. Bu koleksiyonculardan biri olan Lima'daki Ulusal Mühendislik Üniversitesi Rektörü  Santiago Agurto Calvo ağustos 1966'da yaptığı araştırmalar sonrası İca vadisindeki eski mezarlarda bu taşlardan birini buldu. Buluşunu İca şehrindeki bölgesel müzeye bildirdi. Müze küratörü, arkeolog Alejandro Pezzia Assereto ile birlikte araştırmalarına devam etti ve bu kez çiçek tasvirli bir taş bulup bunu bir gazetede yayınlattı. Daha sonra ise Pezzia araştırmalarına devam etti ve o da bulduğu balık şekli işlenmiş taş hakkında çizimler ve açıklamaları olan bir yayın yaptı.

Bir yandan bu tek tük buluşlar yapılrken ve yayınlar çıkarken diğer yanda ise 1966 yılında, Perulu doktor Javier Cabrera Darquea Cabreraya doğum günü için üzerinde soyu tükenmiş  olduğuna inanılan bir balığın oyma resmi olan  bir taş hediye olarak gönderiliyordu.İşte bu doğum günü hediyesi günümüze kadar gelen dünyanın en büyük bilmecelerinden biri olan İca Taşları Efsanesinin bir başlangıcı olmuştur.

Dr Cabrera'nın babası 1930 lu yıllarda benzer taşların koleksiyonunu yapmaya başlamış ve Cabrera'da babasının koleksiyonunu arttırarak devam etmekteydi. Carlos ve Pablo Soldi kardeşlerden arkeologların bulamadığı 300 e yakın taşı satın almıştı. Hediyeyle birlikte faaliyetlerini arttırdı ve adı artık iyice duyulmuş olan çiftçi Basilio Uschuya'yı bularak 1970'lere kadar 11.000 e yakın taş satın aldı.

Tüm bu taşların üzerindeki resimler sıradışı ve şaşırtıcı idi. Bazılarında çiçek, balık ve değişik türlerden çeşitli canlılar yer alırken bazılarında ise dinozorlar gibi soyu tükenmiş tarih öncesi yaratıklar, insanların dinozor avladıkları sahneler,teleskoplarla gökyüzüne bakan insanlar, beyin ameliyatı,açık kalp ameliyatı ve sezeryanla yaptırılan dogum sahneleri,dünyanın çok eski çağlarına ait olduğu sanılan haritalar resmedilmişti.

Cabrera bu taşların kökenleri ve ne anlama geldikleri ile ilgili teorilerini içeren İca oyma taşlarının mesajı adlı bir kitap yayınladı. Cabrera'ya göre dış uzaydan gelen yaratıklar bilişsel kodlarını primatlara naklederek yeryüzünde yeni bir tür insanı yarattılar.  Cabrera 1996 yılında tıbbi kariyerini de bırakarak taşları sergilediği bir müze açınca İca Taşları populerliğini arttırdı.

 


Artık bir yanda taşların tamamen sahtekarlık ve saçmalık olduğunu savunan bir grup, diğer yanda ise taşların tamamen gerçek olduğunu savunan bir grup vardı.

1973 yılında taşları satan çiftçi Uschuya Erich von Daniken'le yaptığı bir röportajda taşların kendisi tarafından yapıldığını söylemiş, 1975 de ise  yine bir çiftçi ile birlikte çizgi romanlar, bazı ders kitapları ve dergilerdeki çizimlerden esinlenerek taşlara resimleri kendilerinin çizdiğini doğrulamıştır. Daha sonra ise bir Alman gazeteci ile yaptığı röportajda hapis cezasından kurtulabilmek için resimleri kendilerinin çizdiğini söylemek zorunda kaldığını iletmiştir. 1977 yılında yayınlanan bir BBC belgeselinde taşların pişirilmiş inek gübresinden yapılışı ve dişçi matkabı ile resim çizilmesini gösterilmiştir. Şüphesiz taşların carbon 14 yöntemi ile yaş tayininin yapılamaması gizemi arttırmaktadır.

Bütün bunlara karşılık taşların eski olduğunu kanıtlamak için birkaç laboratuvarda yapılmış çalışmalar, taşların üzerindeki çizimlerin daha o yıllarda bilinmeyen özellikler sahip olması gibi bazı faktörler taşların sahte olmadığını söyleyenlerin ellerindeki kozlardır. Örneğin taşların üzerine çizilen resimlerde dinazorların kuyruklarını kaldırarak yürüdükleri görülmektedir. Oysa 1960 lı yıllarda paleontologlar dinazorların kuyruklarını sürüklediklerinden emindiler. Sadece bu sebepten bile taşların sahte olduğunu düşünenler vardı. Ancak zaman paleontologları değil, taş üzerindeki figürleri haklı çıkardı. Daha sonraki yıllarda dinozorların ayak izlerinin bulunduğu yerlerde ayak izlerinin arasında büyük ve ağır kuyruklarını sürüklediklerine dair izler bulunamayınca bilim adamları dinozorların kuyruklarını kaldırarak yürüdükleri kanaatine vardılar.

İca taşlarının gizemi daha uzun yıllar sürecek gibi. Ama sizce de bu taşlar ister gerçek olsun ister olmasın hayret edilecek şeylerden değil mi?